Ana Sayfa
23 Ekim 2017 ( 1047 izlenme )
Reklamlar

Gözyaşları İçinde Okuyacağınız Herkesi Şaşkına Çeviren Atatürk'ün Son Zamanlarından Bir Kesit!!

Atatürk’ün kendi dili ile, çocuklar gibi beklediği Savarona Yatı İngiltere’den gelmiş Dolmabahçe Sarayı’nın önünde demirlemiştir. Mahzun mahzun konuk etmek istediği sahibini beklemektedir. Ancak o benzersiz konuk günlerdir dayanılması zor sancılarla adeta boğuşmaktadır.

Nihayet 1 Haziran 1938 günü kendisini biraz iyi hisseder ve aynı gün saat 15.30 da Savarona yatına geçer.

24/25 Temmuz 1938 gecesi, yürüyerek bindiği Savarona Yatı’ndan yastıklarla desteklenmiş bir koltukla gece saat 1.00’de Dolmabahçe Sarayı’na geçer.

Bu arada 16 Temmuz 1938 günü İsviçre’den Prof. Dr. Fiessienger Atatürk’ü muayene için İstanbul’a gelir ve aynı gün Savarona Yatı’na geçer.

Paşa’ya Doktorun geldiği haberi arz edilir.

Paşa:

-Buyursunlar, der.

Dr. Fiessienger, odaya girer girmez, Paşa yatağından güçlükle de olsa doğrulmak ister.

Prof. Dr. Fiessienger:

-Ekselansları lütfen rahatsız olmayın. Ben sizi yattığınız yerde de muayene edebilirim. Kendinizi yormayın.

Gazi, itiraz edecek gibi olur ama pek de dermanı yoktur.

Atatürk:

-Nasıl arzu ediyorsanız öyle olsun Doktor, der.

Prof. Dr. Fiessienger hastasını ciddi bir şekilde uzun uzun muayene eder. Bu muayene sırasında tek kelime konuşulmaz. Gazi’nin hemen yatağının yanı başında Salih Bozok ayakta durmakta ve gerektiğinde Paşanın yan dönmesine ve doğrulmasına yardımcı olur. Nihayet uzun bir muayeneden sonra, Dr. Fiessienger:

-Ekselansları, perhizinize çok dikkatle devam ediyorsunuz değil mi?

-Şüpheniz olmasın Doktor.

-Verdiğim ilaçların faydasını görüyor musunuz?

-Bazen sancı dayanılmaz noktaya kadar geliyor Doktor.

Fiessinger elini alnına götürür o cehennemi Temmuz sıcağında hem alnı ter içinde kalmıştır hem de söylemek isteyipte söylemediklerinden dolayı dili dudağı kurumuştur.

Bir anda yatı derin bir sessizlik kaplar. Birkaç saniye süren bu sessizliği Atatürk’ün hüzünlü sesi bozar.

-Doktor ne kadar zaman var?

-Ekselansları bunu şu anda düşünmek bile gereksiz. Biz ve siz elimizden geleni yapıyoruz ve hastalığın seyri endişe verici boyutta da değil.

-Doktor, ne kadar kaldı?

-Ekselansları arz ettim, endişe edecek bir durum yok.

-Doktor, bilmem lâzım. Milletim için henüz yapacaklarım bitmedi. Yapacaklarım var.

Doktorun bir anda gözleri açılır. Gazi’nin bu söylediği karşısında hayrete düşer. Nasıl olurda ölüm döşeğinde olan bir kimse hastalığını hiçe sayarak milletim ve vatanım için daha yapacaklarım var diyebilir?

Doktor, birkaç kelime ile iç açacak, ümit verecek şeyler söyler.

Ama Atatürk ısrarcıdır:

-Evet Doktor lütfen söyleyin ne kadar vaktim var?

Doktor ter içinde kalmıştır. Elini çenesine götürür. Başını Salih Bey’den tarafa, ondan yardım ister gibi bakışlarla çevirir. Yutkunur, derin bir nefes alır:

-Ekselansları bu durumda kati bir şey söylemek mümkün değil ama önünüzde daha uzun seneler var.

-Doktor benim sizden öğrenmek ve duymak istediklerim bunlar değil. Gerçek durumun ne olduğu ve önümde ne kadar zamanımın kaldığı?

Doktorun da gücünün son noktasına gelmiştir.

Fiessienger:

-Ekselansları belki üç belki altı ay!

Savarona Yatı’na değil ama leğendeki buz parçaları ile soğutulmaya çalışılan yatın bu küçük kamarasının ortasına sanki bomba düşmüştür. Salih Bozok ha bayıldı, ha bayılacaktır. Bir öncesine göre ölüm sessizliği derinden de derindir.

Aradan geçen birkaç saniye sanki birkaç gün kadar uzundur. Gazi, yatağında doğrulmak ister. Salih Bey’in ve doktorun yardımı ile oturur vaziyet alır. Bu hareket bile Gazi’yi son derece yormuştur. Birkaç dakika dinlenir ve:

-Doktor karşılıklı birer şekersiz kahve içmeye ne dersiniz?

-Emriniz olur ekselansları.

Salih Bozok, Atatürk’ün verdiği emri yerine getirir. Çok kısa bir zaman sonra Doktor ve Atatürk kahvelerini yudumlamaya başlarlar…

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bugüne Kadar Paylaştığımız En Güzel Yazılardan ... Sokaklarda Dilencilerin Kucağında Bulunan Çocuklar Neden Hep Uyurlar ? Muhteşem Bir Yazı MUTLAKA OKUYUN Burada yaşayanlar 70 yaşında orta yaş sayılıyor… 40 ise daha ‘çocuk’.